run
İngilizce “run” kelimesinin Türkçe anlamı
ABD /rʌn/
run Türkçede: koşmak, çalışmak, kaçmak, yönetmek, işletmek, koşturmak
fiil
koşmak
Adımlar arasında iki ayağın da kısa süreliğine yerden kesildiği hızlı yürüme biçimiyle ilerlemek.
Basit İngilizce açıklama: To move quickly on your feet, with both feet briefly leaving the ground between steps.
- I run every morning.
- She ran five miles yesterday.
- Can you run faster than your brother?
çalışmak
Bir makinenin veya bilgisayar programının çalışır durumda olması.
Basit İngilizce açıklama: If a machine or computer program does this, it is working or operating.
- The engine is running.
- This program runs on my laptop.
- The old washing machine ran well for years.
kaçmak
Tehlikeli veya istenmeyen birinden ya da bir şeyden kurtulmak için hızla uzaklaşmak.
Basit İngilizce açıklama: To leave quickly to get away from someone or something dangerous or unwanted.
- The thief ran away.
- They ran from the burning house.
- You cannot keep running from your problems.
yönetmek, işletmek
Bir işletmenin, kuruluşun veya etkinliğin sorumluluğunu üstlenip düzgün işlemesini sağlamak.
Basit İngilizce açıklama: To be in charge of a business, organization, or activity and make sure it works properly.
- She runs a small shop.
- My parents ran a hotel for twenty years.
- Who is running the office while you are away?
koşturmak, acele etmek
Bir yere hızla gitmek veya bir yerden diğerine aceleyle koşturmak.
Basit İngilizce açıklama: To go somewhere quickly or hurry from place to place.
- I must run; I’m late.
- She ran around town looking for a gift.
- We have been running between meetings all day.
isim
koşu
Genellikle spor veya keyif için koşarak yapılan yolculuk.
Basit İngilizce açıklama: A journey on foot at a fast pace, often for exercise or enjoyment.
- I enjoyed my morning run.
- Shall we go for a run?
- Her daily runs help her stay fit.
kısa yolculuk, sefer
Bir şey almak veya bir işi halletmek için yapılan kısa ya da acele yolculuk.
Basit İngilizce açıklama: A short or hurried trip to get something or do a job.
- I’ll make a coffee run.
- She did the school run this morning.
- We made two runs to the store for supplies.
sayı
Beyzbolda bir oyuncunun tüm üsleri dolaşıp güvenli biçimde başlangıç üssüne dönmesiyle kazanılan sayı.
Basit İngilizce açıklama: A point in baseball, earned when a player safely reaches home after going around all the bases.
- Our team scored one run.
- They won by three runs.
- The runner crossed home plate for the winning run.
run kelimesini okurken öğren
LookItUp, okuduğun cümleye uyan anlamı Türkçe gösterir ve yeni kelimeleri kısa tekrar kartlarına çevirir.
Çok yakında App Store'da iPhone ve iPad için LookItUprun ile kurulan ifadeler
- run out: tüketmek, bitirmek
- run down: kötülemek, yerden yere vurmak
- run through: kısaca anlatmak, özetlemek
- run over: ezmek, araçla çarpmak
- run away: koşarak kaçmak, kaçmak
- run up: koşarak yaklaşmak, koşup gelmek
- run into: rastlamak, karşılaşmak
- run off: kaçmak, kaçıp gitmek
EnglishEspañolFrançaisDeutschItaliano日本語